23/12/2007 · Kategori: yazilarim
|
Farkında” Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen… Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahrete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli.
Henüz Bebekken “Dünya Benim!”Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların “Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!” Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli.Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli.
Eşine “Seni Çok Seviyorum!” Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli.
Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını 60-70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail’e Soba Borusu Gibi Teslim Etmenin Emanete Hıyanet Sayılacağını Fark Etmeli.
63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber’in Ümmeti Olarak Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da BugündürFarkında” Olmalı İnsan… |
Kalıcı Bağlantı
Yorum (24)
Yorum yaz!
9/10/2007 · Kategori: yazilarim
9 ekim 2007 tarihli akşam gazetesinde yazar
güler kömürcü'nün köşe yazısına koyduğu başlıktır. ne yazık ki benim de izlenimim öyle. ankara yani devlat ve hükümet şehitlere üzülmüyor. görebildiğim kadarıyla "tam da bayram üstü nereden çıktı bu can sıkıcı durum" havalarındalar.
muhalefet hükümete gol atmanın derdinde neredeyse sevinecek mehmetlerin cenazelerine. hükümet deseniz "büyük sorumluluklarımız var bildiğiniz gibi değil" havaları basıp taraftarı medya ile ortalığı sakinleştirmeye çalışıyor. oysa durum sanılandan çok ama çok daha basit. öyle büyük devlet sırları, büyük sorumluluklar, reel politik vb havaları atmaya hiç gerek yok.
olay şudur : amerikan yönetimi izin vermediği için hükümet kılını kıpırdatamamaktadır. neden korkmaktadır ? ekonominin altüst olmasından. haksız mıdır ? hayır. gerçekten de ekonomi altüst olur. büyük acılar çekilir. peki millete sordular mı (hani referandum severler ya !) "bakın ey millet. biz bu amerikaya karşı geliriz ama ekonominin canına okurlar bir müddet (hiçbir kriz ebedi olamaz) büyük sıkıntı çekeriz. razı mısınız ? " dediler mi ? derseler ne cevap alırlar dersiniz ? ayrıca o çoook korktuğumuz ekonomik kriz de zaten yarı aç yarı tok millet çoğunluğuna vız gelir tırıs gider. zenginler fena etkilenirler o kadar.
sadede gelelim : ankara şehitlerine üzülmüyor. ne yapsam ne etsem de zenginlerin serveti fazla zarar görmeden amerikayla arayı da bozmadan şu duygusal günleri atlatsam derdinde. millet nasıl olsa unutur. araya bayram girer. birkaç nutuk daha patlatırız. iki top atışı yaparız üç beş gariban pkk militanını öldürürü yine yırtarız düşüncesinde. onun için ben diyorum ki şu amerikan temsilciler meclisindeki ermeni tasarısı bir kabul edilse de bu hükümetin de kaçacak yeri kalmasa artık. düşman ne kürt kardeşlerimdir ne de zavallı üç beş pkk teröristi. açalım gözümüzü artık ne olur.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (15)
Yorum yaz!
29/9/2007 · Kategori: yazilarim
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten
kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış
olanlar.
Pablo Neruda
Kalıcı Bağlantı
Yorum (13)
Yorum yaz!
16/9/2007 · Kategori: yazilarim
Farkında” olmalı insan…
Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı.
Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını
fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahrete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken “dünya benim!”Dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların “her şeyi bırakıp gidiyorum işte!” Dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli. Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Ve ölmeden evvel ölebilmeli.
Hayvanların yolda kaldırımda çöplükte
ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini
fark etmeli.
yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli.ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.

Eşine “seni çok seviyorum!” Demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli. Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını 60-70 yıl sonra sigara yüzünden azrail’e soba borusu gibi teslim etmenin emanete hıyanet sayılacağını fark etmeli.
63 yıllık ömründe hiç karnı doymayan bir peygamber’in ümmeti olarak aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli. Fark etmeli.
Ömür dediğin üç gündür,
dün geldi geçti yarın meçhuldür,
o halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür
Yazanı bilmiyorum...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (9)
Yorum yaz!
14/9/2007 · Kategori: yazilarim
Sesiz sedasız gidenlerin hızlı dönüşleri olmalıdır.
Adet budur, ama ben bir türlü dönmeyi beceremedim, Yazacak çok şey var nerden başlamalı bilmiyorum, bu yüzden de yazamadım…
Şimdi ramazan ayına girmiş bulunuyoruz, hepimizin hayatını bir şekilde etkiliyor.
Hepimize hayır getirsin, huzur getirsin…

Dün Şirin ilginç bir site gönderdi.
Bende sizlerle paylaşmak istedim, “fatiha gönder”
Bu günlerde evliyalarımızı ziyaret etmek isteyipte gidemeyenlere, ya da benim gibi “telli baba” ya, “tezveren baba” ya borçlu olanlara bir çeşit hizmet..
Sanal türbe ziyareti...
Ne ilginç fikirler üretiyor insanlar, bende Ankara'nın evliyanalarını ziyaret etmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum.. Yakında sizleri onlarla buluşturacağım..
Bu günlük sağlıcakla kalın, dolu dolu bir ramazan geçirmeniz dileğiyle…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
5/8/2007 · Kategori: yazilarim
En büyüğü 10 yaşında olan bir grup akıllı bıdığa "Sence aşk nedir?" diye sormuşlar. Alınan cevaplar, internette hızla dolaşıyor. Cevaplara bakınca anlıyoruz ki, gerçekten çağ atlıyoruz. Çocukluğumuzda bize "Aşk nedir?" diye sorsalar ne cevap verirdik? Aramızdan cevap verebilen çıkar mıydı? Evet, belki kendi aramızda "Aşk bir sudur iç iç kudur" türünden bir tekerleme yuvarlayıp işin içinden çıkardık ama aşağıdaki türden yargılara ulaşacak verimiz olmadığı gibi, dile getirmeye de utanırdık galiba! Bu arada unutmadan cevapların yanındaki yorumlar da e-posta dünyayı dolaşırken, isimsiz kahramanlarca eklenmiş...
İşte cevaplar:
- Aşk, sevgilimizle aramızda bi sürü kötü şey meydana gelmeden önce hissettiğimiz şeydir.
- Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence aşk budur.
(Evet yaaa. evet yaaa)
- Sizin adınız size aşık olan birinin ağzından daha değişik çıkar, o size adınızı söylediği zaman "benim ne güzel adım var" diye düşünürsünüz...
(Hakikaten! Hiç böyle düşünmemiştim.)
- Aşk birlikte yemeğe gittiğimiz zaman sevgilimizin kendi kızarmış patateslerini bizim tabağımıza koyması ve bizim tabağımızdan hiçbir şey almamasıdır.
(İşte bu en güzeliydi)
- Aşk, biri sizi ne kadar kırmış olsa da sırf o üzülür diye ona kötü bişey söylememektir.
(Canımm yaa evet öööle, ama...)
- Aşk çok yorgun olduğumuzda bizi gülümseten bişeydir.
(Daha nasıl anlatılabilir ki?)
- Aşk, annemiz babamıza kahve yaptığı zaman ona götürüp vermeden önce kendisinin bir yudum içmesi ve tadının çok güzel olduğunu kontrol etmesidir.
(Bi de illa ki de paylaşmaktır)
- Aşk, sevgilimiz bişey söylüyorsa yılbaşı hediyelerini açmayı bile bırakıp onu dinlemektir. (Şimdi ağlicam ama, bu da ikinci en güzel tarif)
- 'Senden nefret ediyorum' dediğimiz birine ilerde aşık oluruz.
(Hadiseyi çabuk kavramış :-))
- Aşk sarılmaktır... Aşk öpüşmektir... Aşk "hayır" demektir.
(Bu da çabuk çözmüş :-)))
- Aşk sevgilimizin her şeyini bildikten sonra bile onunla çok iyi arkadaş olabilmektir.
(Cidden ağlicam.)
- Aşk kocamız çok terliyken ve kötü kokuyorken bile ona "Sen Bruce Willis'ten daha yakışıklısın" demektir. (Kesinlikleeeeeee)
- Aşk, köpeğinizi bütün gün evde yalnız bıraksanız bile eve döndüğünüzde size koşup bütün suratınızı yalamasıdır.
(Yaa off hayır bu çok acımasızca ama :-)))
- Aşk, Sevgililer Günü kartlarının üzerinde yazan şeyleri sevgilimize soylemek ama başkalarına söylerken yakalanmamaktır.
(eheheheheh seni gidi seni)
- Birine aşıksanız, kirpikleriniz hareket ettikçe gözlerinizin içinden yıldızlar çıkar.
(Süper tespit)
- Eğer aşık değilseniz "seni seviyorum"demeyin, ama gerçekten aşıksanız hep "seni seviyorum"diyin, hem aşıksanız hem de "seni seviyorum" demiyorsanız çok ayıp.
(Anlayan anlamıştır bile... :-)))
ALINTI...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
21/7/2007 · Kategori: yazilarim
BURÇLARA GÖRE AMPUL DEĞİŞİMİ

Bir ampulü degiştirmek için kaç KOÇ gerekir?
* Bir tane yeter. İşi ciddiye alırlar.
* Hiç gerekmez, "Koç"lar karanlıktan korkmaz.
* Bir tane yeter. İş ki elinizde bol yedek ampul bulunsun (hafif sakarlık).
Bir ampulü değiştirmek için kaç BOĞA gerekir?
* Bir. Sadece kendisine mukafat vereceğinize söz verin.
* Hiç, "Boğa"lar hiçbirsey değişsin istemez.
* Bir. Ancak yanmış ampulün gerçekten hiçbir işe yaramayacağına ikna etmeniz gerekir.
Bir ampulü değiştirmek için kaç İKİZLER gerekir?
* İki... Ayrıca elinde cep telefonu, danışacağı bir arkadaşı ve "Ampul Değiştirme El Kitabı" şarttır.
* İki. Ancak ampül değiştirmeleri bir hafta sürer, ama ampulu degistirdikten sonra size Fransızca dersi verirler ve paranizi nereye
yatirmaniz gerektigini anlatırlar.
* İki... Ancak kimin ampulü değiştireceği tartışması o kadar uzun sürer ki ampul asla değişmez.
Bir ampulü değiştirmek için kaç YENGEÇ gerekir?
* Sadece bir... Ve lakin degistirmekle iyi yapip yapmadigini anlamak
icin bir hafta terapiye gider.
* Bir... Ama değiştirirken sinirden lambayı kırar.
* Hiç... Bunu bir problem olarak görür ve yatağa düşer.
Bir ampulü değiştirmek için kaç ASLAN gerekir?
* Hiç... Aslan, danışmanlarını arar ve "Ampul degişsin" emrini verir.
* Bir... Ampulü tutar ve dünya etrafında döner.
* Hiç... Aslan kendi ışığını yeterli bulur.
Bir ampulü değiştirmek için kaç BAŞAK gerekir?
* Sürekli başkasının ampullerini değiştirdiklerinden kendi ampullerini değiştiremezler.
* 1.000.000.000 kadar, bunu hata payı 0.000.0000.001 olabilir.
* Hmmm, bunun kutusu nerede, son kullanım tarihi neydi bakalım. Ben niye bu markayı almıştım ki? Yoksa taşınsak mı?
Bir ampulü değiştirmek için kaç TERAZİ gerekir?
* Bir... belki de iki... Tam çıkaramadım. Sen ne dersin?
* Niye değiştirelim ki, karanlık romantik oluyor.
* Gercekten bilemiyorum, belki ampule sormak lazım. Ayrıca normal bir ampul ise tek başıma değiştirebilirim de, özel bir ampul ise iki
olmakta fayda var.
Bir ampulü değiştirmek için kaç AKREP gerekir?
* Hiç... karanlıkta yaşarlar.
* Ne soruyorsun, sen polis misin?
* Bu bilgi kesinkes gizli bilgidir ve sadece emir komuta zinciri içinde aktarılır.
Bir ampulü değiştirmek için kaç YAY gerekir?
* Şimdi biz Kaş'ta bir tatil geçirmistik, tamam mı...
* Hayat güzel, gunes pırıl pırıl, karnım aç. Ne ampulü yahu?
* Takmayacaksın, takarsan yanmaz. bak takma, yanacak.
Bir ampulü değiştirmek için kaç OĞLAK gerekir?
* Hiç... Oğlakların yeni ampul alacak parası olmaz, masraf gösterirlerse o başka...
* Çocukça işlerle uğraşmıyorum.
* Şimdi değiştiririz, yarın yanmayacağı ne malum?
Bir ampulü değiştirmek için kaç BALIK gerekir?
* Ne ampulü?!..
* Elektrikler mi kesildi, yoksa saat 21'mi oldu?
* Benim için aydinlik sekerim...
Gerçekten bilemiyorum, belki ampule sormak lazım. Ayrıca normal bir ampul ise tek başıma değiştirebilirim de özel bir ampul ise iki olmakta fayda var.
Bence bu ampulu değiştirmek için daha fazlasına ihtiyacımız var.
e-kolay mizah'tan
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
16/7/2007 · Kategori: yazilarim
Oy verecek parti aranıyor!!!

Kendi kendime söz vermiştim, seçimlerden ve siyasetten uzak duracaktım., ama yazmadan duramadım…
D ün akşam Şirinle konuştuk ve kendimizi oy verecek bir parti bulamadık, bizde sevdiğimiz bir lidere göre değil sevmediğimiz bir lidere göre oy kullanmaya karar verdik.
Aslında herkesin dilindeki de bu, “akp olmasında kim olursa olsun”….
Dört buçuk yıldır iktidardalar, aile boyu dünyanın en ucra köşelerini gezmek ve mahelle kavgası yapmaktan başka bir iş yapmayan, akp yemi oy vereceğiz… İç işleri çökmüş durumda! Hırsız girmeyen ev, araba var mı? Ya kap kaça uğramayan var mı! Ya ahlak çöküntüsüne ne demeli! Eskiden insanlar ne kadarda onurluydu! Fakirim demek, yada birinden hakkı olmayan bir şey almak çok ayıp karşılanırdı..

Oysa şimdi bir çeşit meslek oldu , yardımlarla geçinmek. Ekonomi bu kadar iyi de neden hala yardımlarla geçinen insanlar var?
Bence hırsızlığı ve kapkaçı da ssk ya bağlamalılar, en azından vergilerini versinler, hem kaçarken yaralanmalar filan olur, ssklı olmalılar ki başlarına bi hal gelirse zor durumda kalmasınlar..
Benim kızım ve arkadaşları; (ki Türkiye’nin en iyi üniversitelerinde eğitim aldılar) Gözlerini yurt dışına dikmiş durumdalar, çünkü biliyorlar ki onların devlette işe girme şansları yok!! Girseler ne olacak ki; açıköğretim mezunuyla aynı statüde çalışacak, hatta daha da altta!!!
Ya da benim eş dost devreye sokup, RTE ye ulaşıp; “Sayın başbakanım; benim kızım …. Üniversitesinden mezun, üç dil biliyor, şu şu şu vasıflara sahip, nooooolur onu işe al” demem lazım… Ha sakın KPSS varya demeyin, onunda ne olduğunu gördük, biliyoruz, isteyene açılaması yapılacaktır..
Ama o ne yapacak; sadece imama hatip mezunu olması yeterli gördüğü insanları devlet kadrolarına dolduruyor, dolduracak… EEE yeterli eğitime ve bilgiye sahip olmayan insanlar da devletin işlerini sürekli olarak aksatacak, bizler haberlerde sürekli rüşvet ve yolsuzluk haberleri dinlicez, “ya bunlar dindar insanlardı, bu işleri nasıl yaptılar” demek aklımıza gelmicek…
Her şehit sayesinde ailesinin cennete gitmesi garanti oldu, bak ne mutlu diyeceğiz…
Adamlar daha ne yapsın, bizleri öbür dünyamızı da düşünüyorlar…
Anneleri boşuna feryad ediyor, onlar sayesinde cennete gidecekler, bunu hiç düşünmüyorlar…

Hiçbir sınavın değerlendirilmesine insanların güveni kalmadı. Önce kpss açıklandı, ardından “yanlış hesaplamalar olmuş, özür dileriz”, şimdi oks açıklandı, ardından “yanlış hesaplama olmuş” özür bile yok olurmuş böyle şeyler…
Onlar sınava giren çocukların ve ailelerinin, umuduyla, geleceğiyle, emeğiyle oynadıklarının farkında bile değiller. Ehil olmayan kadrolarla bu kadar yürür bu düzen….
Ama bize hak! “Toplumlar layık oldukları gibi yönetilirler”
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
13/7/2007 · Kategori: yazilarim
Budur…
Bu gün sizler güzel haberlerim var. Yılların emeği bugün gözle görünür başarıya dönüştü.Tabi benim keyfime diyecek yok. Biz sınavımızı yedi cihana ilan ettiğimiz için, sağolsunlar gün boyu telefonlarımız durmadı. Merak eden arkadaşlarımı bilgilendirmek istedim. Blog arkadaşlarımın da haberi olmalı demi ama , az zırıltımı çekmediniz…
Kızımın bu gün öss puanı açıklandı. Hatırı sayılır bir puan almış, ne kadar olduğunu yazmıyorum, ama söz veriyorum, kazandığı üniversite belli olsun açıklıcam…
Herkesin emeğinin karşılığını aldığını umuyorum, ama benim kızım bunu gerçekten hak ettiğini düşünüyorum. Çünkü çok zor şartlarda hazırlandı sınava… Onun dershaneden arabayla alan bi babası olmadı, Onun için eve özel hocalar gelmedi, O eve geldiğinde önüne yemek koyan bir annesi olmadı, çok yakınları bile farklı sebeplerden yanında olamadı…
Özellikle bir anımızı anlatmak istiyorum, Bu durumu Aslıyla konuşurken her gülerek anlatsak da, kendi kendime düşündüğünde gözlerimi doldurur…
Önceki sene kış çok çetin geçmişti, bende o yaz bi ameliyat geçirmiştim, soğukta rahatsız oluyordum. Aslı dersaneden gece onda geliyordu, otobüs durağına beni çağırmıyordu, kendide korkusunu yenmek için de sesli sesli şarkı söylüyordu. Tabi bende, bir pencerede, bir balkonda, merakla onu bekliyordum. Taa ki uzakta karların arasından bir türkü mırıltısı duyunca rahatlıyordum….
Fakat ben biliyorum ki, “en uzağa giden ok, en geriye çekilmiş yaydan atılır”
Bunları benim gibi hayatı gerçekten zor olan insanlar için yazıyorum, pes etmeden, bıkmadan, yorulmadan, her düştüğünde daha kuvvetli kalkmak ve bir gün “İŞTE BUDUR” diyebilmek için…
Kızımı ve beni bu günlerde yalnız bırakmayanlara özellikle özellikle tüm karamsarlıklarımı diyeyen Şirin’ime ve Aslı’gerçek bir ablalık yapan Serab’a çok teşekkür ediyorum. İyiki varsınız hep var olun beni hiç bırakmayın, sizlerde olmasanız o buhranlı günler nasıl geçerdi.
Gülen insanla gülmek kolaydır, önemli olan ağlayanı güldürmektir…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!
21/6/2007 · Kategori: yazilarim
Kadının biri, gece evine gelmez. Ertesi gün kocasına bir arkadaşında kaldığını söyler. Kocası, kadının en iyi 10 arkadaşını arar ve sorar ancak kadınların 10'u da bilmediklerini söylerler.
Erkekler arasında arkadaşlık..
Adamın biri, gece evine gelmez. Ertesi gün karısına bir arkadaşında kaldığını söyler. Karısı, adamın en iyi 10 arkadaşını arar ve sorar. 8 tanesi, adamın gece önce onda kaldığını, kalan 2'si ise hâlâ onunla olduğunu iddia eder.
Espri olsun diye yazılmış bir yazı ya da fıkra...
Ama ben inanmadım, ben arkadaşlarım için çok şey yaptım, çok yalan söyedim, çok kolladım, onlarında benim için yapacağını biliyorum.
Yoksa; yapmazlar mı?
Sanırım fazla alınganlık gösterdim.
Yoksa bu alınganlıkta haklımıyım, kadınları kadınlara düşman etmenin yolumu bunlar?
Bizlerde dayanışma yok mu?
Kadınların rakibi kadınlar mı , erkekler mi?
Kadınlar kadınları çekememezlik mi yapıyorlar?
Bu günlerde güneş başıma geçti galiba...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
« Önceki ::